Fri, 2026-04-17 15:00:00
Filistinli Esirler Günü: Demir parmaklıkların ardında 9 bin 600 esirin sessiz çığlığı
Bugün, 17 Nisan. Filistin Esirler Günü. Yılda bir kez işaretlenen bu tarih, pek çok insan için takvimde sıradan bir gün. Ama soykırımcı İsrail hapishanelerinde tutulan 9 bin 600'den fazla Filistinli için bu gün, bazıları için hatırlanan belki de tek an. Aralarında çocuklar, kadınlar, yıllarca yargısız tutulan yaşlı erkekler var. Hepsinin ortak noktası: Özgürlük özlemi.
Yarım asırlık acı
İsrail hapishanelerinde yaklaşık 10 bin erkek, kadın ve çocuk tutuluyor; bunların üçte biri herhangi bir suçlama ya da yargılama olmaksızın gözaltında bulunuyor. Her yıl 17 Nisan’da anılan Filistinli Esirler Günü, İsrail hapishanelerinde tutulan binlerce erkek, kadın ve çocuğun yaşadığı zorlukları hatırlatmak amacıyla düzenleniyor.
Bu yılki anma, İsrail’in yalnızca ölümcül saldırılardan hüküm giyen Filistinlileri hedef alan yeni idam yasasının gölgesinde gerçekleşiyor.
{ilgili-haber-939698}
Hak örgütleri bu düzenlemenin uluslararası hukukun ihlali olduğunu ve doğası gereği ayrımcı olduğunu belirtiyor. Birleşmiş Milletler insan hakları şefi ise bu yasayı olası bir “savaş suçu” olarak nitelendirdi. Mahkum hakları örgütü Addameer’e göre, İsrail’de ve işgal altındaki topraklarda yaklaşık 10 bin Filistinli İsrail hapishanelerinde tutuluyor.
17 Nisan 1971’de ne oldu?
17 Nisan 1971, İsrail ile Filistin arasındaki ilk esir takası kapsamında Mahmud Bekir Hicazi’nin serbest bırakıldığı tarih olarak kayda geçti.
1974 yılında Filistin Ulusal Konseyi (PNC), 17 Nisan’ı resmen Filistinli Esirler Günü ilan etti.
O tarihten bu yana bu gün, Filistin topraklarının süregelen işgaline karşı Filistin mücadelesini öne çıkaran ulusal ve uluslararası dayanışma günü olarak anılıyor.

Nisan ayı başı itibarıyla İsrail gözetiminde 9 bin 600’den fazla Filistinli bulunuyor. Gözaltındakilerin dağılımı ise şöyle:
-3 bin 532 kişi idari tutuklu yani herhangi bir suçlama ya da yargılama olmadan tutuluyor.
-352’si çocuk.
-86’sı kadın.
-119’u müebbet hapis cezası almış durumda.
İdari tutuklama nedir?
İdari tutuklama, İsrail’in uzun süredir uyguladığı bir politika olup, Filistinli erkek, kadın ve çocukların herhangi bir suçlama ya da yargılama olmaksızın altı aylık sürelerle gözaltında tutulmasına olanak tanıyor. Bu süreler süresiz biçimde yenilenebiliyor.
İsrail, bu uygulamanın yetkililere delil toplamaya devam ederken şüphelileri tutma imkânı verdiğini savunuyor. Ancak eleştirmenler ve hak örgütleri, sistemin yaygın biçimde kötüye kullanıldığını ve adil yargılanma hakkını ortadan kaldırdığını belirtiyor.
Bu ayın başı itibarıyla İsrail tarafından tutulan 9 bin 600 Filistinlinin üçte birinden fazlası (3 bin 532 kişi) idari tutuklama kapsamında bulunuyordu.
Çocuklara yapılan sistematik gözlatı
İsrail askeri sistemi içinde çocukların da yargılanması, uluslararası kamuoyunda en çok eleştirilen uygulamalardan biri olarak öne çıkıyor. Yüzlerce Filistinli çocuk gözaltına alınırken, bu çocukların sorgulamalarda avukat ya da ebeveyn desteğinden yoksun bırakıldığı, bazı durumlarda fiziksel ve psikolojik baskıya maruz kaldıkları insan hakları raporlarında yer alıyor. Bu durum, çocukluk çağının dahi bu sistem içinde hukuki koruma altında olmadığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.
![29 Ağustos 2005’te işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarında gözaltına alınan 15 yaşındaki Filistinli Hasan Khalifeh’i bir İsrail askeri korurken gösteren fotoğraf. [Abed Omar Qusini / Reuters]](https://www.trthaber.com:10443/dosyalar/images/Yeni%20Proje%20(2)(27).jpg)
İsrail’in “yasa dışı savaşçı” oyunu: Filistinlileri hukukun dışına iten tartışmalı kategori
İsrail’in 2002 yılında kendi iç hukukunda yarattığı “yasa dışı savaşçı” kavramı, uluslararası hukukun tanımadığı, ancak Filistinlileri temel haklardan mahrum bırakmak için kullanılan tartışmalı bir araç olarak öne çıkıyor.
Uluslararası insancıl hukuka göre yalnızca iki statü bulunuyor: savaşanlar ve siviller. Her iki kategori de Cenevre Sözleşmeleri kapsamında açık güvencelere sahip. Ancak İsrail, bu iki tanımın dışına çıkarak üçüncü bir kategori oluşturdu: “yasa dışı savaşçı”.
Bu tanımın ardındaki mantık açık: Bir kişiyi ne savaşan ne de sivil kabul ederek, her iki statünün sağladığı korumalardan tamamen mahrum bırakmak.
Hukuki güvenceler askıya alınıyor
Bu kategoriye sokulan Filistinliler için ortaya çıkan tablo ise oldukça ağır. Mahkeme kararı olmadan süresiz gözaltıyla karşı karşıyalar. Cenevre Sözleşmesi haklarından tamamen dışlanıyorlar ayrıca denetimsiz ve kapalı koşullarda tutuluyorlar. İtiraz ve savunma hakkınıciddi şekilde kısıtlıyorlar.
Bu uygulama, fiilen kişileri hukukun koruma alanının dışına iten bir sistem yaratıyor.
Uluslararası hukuk çevreleri bu kavramı büyük ölçüde reddediyor. Akademisyenler, Birleşmiş Milletler organları ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi, “yasa dışı savaşçı” tanımını “hukuki boşluk yaratmak için tasarlanmış yapay bir sınıflandırma” olarak nitelendiriyor.
Eleştirmenlere göre bu kavram, özellikle Filistinlileri hedef alıyor ve onları uluslararası sözleşmelerin sağladığı güvencelerden bilinçli biçimde mahrum bırakmanın bir yolu olarak katil İsrail'in kullandığı başka bir oyun.
Filistinliler nasıl yargılanıyor?
Filistinli tutuklular, sivil mahkemeler yerine askeri mahkemelerde yargılanıyor ve cezalandırılıyor.
Uluslararası hukuk, işgal altındaki topraklarda askeri mahkemelerin kullanılmasına izin veriyor. Ancak Filistin’de ikili bir hukuk sistemi uygulanıyor: İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yaşayan İsrailli yerleşimciler İsrail sivil hukukuna tabi olurken, Filistinliler İsrailli asker ve subaylar tarafından yürütülen askeri mahkemelerde yargılanıyor.
Hapishanelerde Filistinli esirlere karşı sessiz soykırım uygulanıyor
Filistin Esirler Günü kapsamında Ebu el-Hums, "İsrail'in Filistinli esirlere dönük politikası savaşın başından bu yana bir çeşit sessiz soykırıma dönüştü" dedi.
Bu politikaların, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in talimatıyla uygulamaya konulduğuna işaret eden Ebu el-Hums, şunları kaydetti:
"Hapishanelerde yaşananlar, sadece kısıtlama veya cezalandırma değil yavaş ve sistematik öldürme. Gazze savaşının başından bu yana ölen 89 esir İsrail'deki radikal sağcı hükümetin izlediği sistematik intikam politikasını yansıtıyor ve tutukluluk koşullarının son derece sert ve insanlık dışı bir hal aldığını gösteriyor."
İsrail'in 7 Ekim'den sonra pek çok avukatın hapishanelere girmesini ve esirlerle görüşmesini engelleyen ciddi kısıtlamalar getirdiği bilgisini veren Ebu el-Hums, bu kısıtlamaların ihlalleri belgelemeyi zorlaştırdığını ancak toplanan verilerin hapishanelerde benzersiz bir vahşet düzeyine işaret ettiğini söyledi.
Esirleri psikolojik ve fiziksel olarak yıkan politikalar
Ebu el-Hums, işlenen ihlallere dair elde ettikleri bilgileri ise şu şekilde ifade etti:
"İhlaller, hücrelere sık sık yapılan baskınlar ve esirlere karşı uygulanan şiddetin yanı sıra aç bırakma, tecrit ve tedaviden mahrum bırakma politikalarını kapsıyor.
Esirler uzun süre yataksız ve battaniyesiz bırakılıyor. Hücrelerinde ayakta hareketsiz durmaya veya oturmaya zorlanıyor ve 'hücre içinde geçilmesi yasak çizgiler' oluşturuluyor.
Hapishane yönetiminden özel kuvvetler, hücrelere sık sık gece baskınları düzenleyerek cop, elektroşok cihazı, plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanarak esirleri yerlerde sürüklüyor."
Ben-Gvir'i hapishaneler içindeki operasyonları denetlerken gösteren videolarla ilgili de konuşan Ebu el-Hums, "Bunlar esirlerin acıları pahasına iç çıkarlar elde etmeyi amaçlayan olgunlaşmamış siyasi davranışlar ve mevcut İsrail hükümetinin aşırılıkçı doğasını yansıtıyor." görüşünü dile getirdi.
Ebu el-Hums, esirlerin maruz kaldığı şeyin "organize bir aşağılama ve psikolojik yıkım girişimi" olduğunu vurguladı.
Tecrit politikası ve idam yasası
Ebu el-Hums, Megiddo ve Nefha hapishanelerinde, Filistin direnişinin sembol isimlerinden Mervan Bergusi gibi önde gelen esirleri diğerlerinden izole etmek için iki yeni tecrit bölümü kurulduğunu aktardı.
Filistin Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyeti Başkanı, "tecrit etme ve sürekli bir yerden başka bir yere nakil politikasının, sembol isimleri çevrelerinden izole etmeyi ve hapishaneler içinde iletişim kurmalarını veya örgütlenmelerini engellemeyi amaçladığına" işaret etti.
İdam yasasına ilişkin de değerlendirmede bulunan Ebu el-Hums, "Bu yasa, esirlere muamelede tehlikeli bir değişim olduğunu gösteriyor ve benzeri görülmemiş bir radikallik ve ırkçılık düzeyini yansıtıyor." diye konuştu.
Hapishanelerde tüm kırmızı çizgilerin aşıldığına dikkati çeken Ebu el-Hums, İsrail yetkililerine karşı uluslararası hesap verebilirlik mekanizmalarının harekete geçirilmesini ve uluslararası mahkemeler önünde yargılanmalarını istedi.
1967’den bu yana bir milyon Filistinli gözaltına alındı
İsrail’in gözaltı politikaları, onlarca yıldır Filistin toplumunu derinden etkiliyor. Filistinli Tutuklular ve Eski Tutuklular Komisyonu’na göre, 1967’den bu yana İsrail güçleri yaklaşık 1 milyon Filistinliyi gözaltına aldı. Bu sayı, Filistin nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor. İstatistiksel olarak bu, her beş Filistinliden birinin hayatının bir döneminde hapse girdiği anlamına geliyor.
Birçok aile için gözaltı, neredeyse kaçınılmaz bir gerçeklik haline geldi. Bu sistematik uygulama, toplulukları parçaladı, travma döngülerini derinleştirdi ve yaygın bir öfke yarattı.
İsrail’in tutuklama kampanyası sürerken, birçok Filistinli kitlesel hapsedilmenin yalnızca işgalin bir sonucu değil, aynı zamanda bilinçli bir kontrol aracı olduğuna inanıyor. Bugün cezaevinde bulunan binlerce kişi için özgürlük hâlâ belirsizliğini koruyor; tıpkı kendilerinden önceki nesiller için olduğu gibi.